Ana Menü
Anasayfa
Haberler
Basından Seçmeler
Çevre
Kültür / Sanat
İnternet Adresleri
Site içinde ara
Forum ys
Forum için burayı tıkla Forum için burayı tıkla
Adreslerimiz
yenisentez@gmail.com
Ziyaretciler
Bugün320
Dün468
Bu hafta1188
Bu ay320
Hepsi844197

(C) Fliesenstadt
Kullanıcı Menüsü
İnsan PDF Yazdır e-Posta
 

Yazan: Muzaffer Oruçoğlu, Tarih: 10-06-2011 09:48


 İnsan  


 Image

Muzaffer Oruçoğlu

25 mayıs 2011


Küçükten büyüğe, basitten karmaşığa, karanlıktan ışığa... İnsan, ülke, dünya, güneş sistemi. Çoğula kayarak sürdürelim: herbiri milyonlarca yıldızdan oluşan yıldız kümeleri; yıldız kümelerinden oluşan galaksiler, galaksilerden oluşan süper galaksiler(trilyon yıldız), süper galaksilerden oluşan evren; yani, aklın son değil, somut sınırı. Bilimin son verileri, evrende 125 milyar galaksinin olduğunu ileri sürüyor. Biz, Samanyolu galaksisine bağlıyız. Bağlı olduğumuz ve göbeğinde büyük bir kara deliğin yer aldığı bu galakside 200 milyar yıldız var. Bizim galaksimiz, yani Samanyolu, Yerel Grup adı verilen ve 30 kadar galaksiden oluşan bir galaksi grubunun üyesidir.
Duyumsadığımız, tahmin ettiğimiz, bildiğimiz şeye Evren diyoruz. Sonsuzluk denilen nesnenin içinde kaç evren, kaç süperevren var bilmiyoruz. Uzaya, radyoteleskopların,kızılötesi, morötesi vb. ışınların gözleriyle bakıyor, uzay zamanı, mekânı ve hızı içinde düşünmeye çalışıyor, kızılötesi astronominin kapısını, sonsuzluğa doğru zorluyoruz. Akıl almaz bir hızla yıldız doğuran, patlayan, çarpışan, daralan, genişleyen, milyarlarca cüce ve süper galaksilerle sarılmış durumdayız. Herbirimizin içinde bir karadelik. Araplar, kolay kolay ayaklanmazlardı, karadelikleri ayaklandırdı onları; genişleyip, vakum gibi çekmeye başlayınca, kendi karadeliklerine düşmemek için ayaklanmak zorunda kaldılar.
Yığınlar, kendilerine ait olmayan bir zaman diliminden ayağa kalktılar mı, miniminnacık, basit anların ışıltılarından, güçlü, bütünsel bir ışık doğar ve o ışık onları kendilerine yaklaştırır. İnsan, uzayın bir parçasıdır. İnsanın karakteri, uzayın karakterinden kopuk değildir. Hassas etkileşimin ve diyalektik bağıntının gücünü küçümseyemeyiz. Süpernova patlamaları, zincirleme reaksiyonlar, çarpışmalar, parçalanmalar, iyonize olmalar, birleşmeler, için için kaynayan ateş küreleri, karanlık maddeler, nötron yıldızları, karadelikler. İnsanın iç dünyası, pek farklı değildir bu manzaradan. İnsan, Kaosla Kozmos arasında cereyan eden bir ruh macerasının adıdır; gerçeğin kalbine vuran ışıktır.
İnsan, asırlardır, kendi beyninin dışında, madde denilen bir şeyin olup olmadığını tartıştı. Madde olsa bile onu, Berkeley gibi “nonentity” yani olmayan şey olarak niteledi. Tabi bunu yaparken, sırtını sağlam bir varoluş bilincine dayama ve mutlak olanı egemenliği altına alma çabasından da geri durmadı. Mülkiyet hırsı, insanı evrenin merkezine ya da felsefenin zirvesine yerleştirdi. Merkezden ya da zirveden, tüm organik ve inorganik alemi hükümran nazarlarla süzen insan, kendi mutlak egosunu, özgürlük olarak ilan etti. İnsanın beynini, varoluşundan bu yana iğdiş eden metafizik, Kant’ın eleştirel felsefesi ile Schopenhauer’in irade felsefesinin ateşinden geçerken, çatallaştı, nihilist bir kol şeklinde, nisbeten daha ileri ve daha çekilebilir olan belasını sürdürdü.
İnsan, Marks’la, esaslı bir şekilde, “Mutlak”ı ve “Değişmez Öz” ü çarmıha gerdi; kendi içindeki kara delikten bir ateş olarak püskürdü ve yabancılaştığı eski devleti tüm iç ve dış bağlantılarıyla birlikte yıktı. Ve yerine eski toplumun tüm mülkiyetini olduğu gibi devrettiği yeni bir devlet kurdu. Yaratıcılarını yabancılaştıracak, dönüştürüp ezecek bir devlet cihazıyla harekete geçti, gelgelelim ki, devletini yıktığı eski sistemle esaslı bir şekilde hesaplaşamadı. Hesaplaşamazdı, çünkü eski toplumun en büyük cihazını, yeni bir biçimde ve özde büyüterek işe koyuldu. Yeni cihazın dönüştürdüğü yönetici insanla, mülkünü kaptıran ya da mülk edinmek isteyen insan, devleti yıkmadan, dönüştürdü ve ondan mülkünü geri aldı. Ve böylece sistem, bir nevi aslına rücu etmiş oldu.
İnsan şimdi ne yapacak? Bu eski sistemlerle ilelebet yaşayamaz. İnsanın yeni atılımının özü ve biçimi ne olacak? Yirminci yüzyılın büyük atılımlarını mı tekrar edecek, yoksa, kudretini artık yitirmiş o atılımları da afallatan yeni öz ve biçimleri mi deneyecek? İnsan, bu soruların cevaplarına pek yanaşmıyor. Çözümleme, yorumlama, yargılama ve çıkarsama cesaretini gösteremiyor.
İnsan, Arap dünyasında, hakkın çıplak talibi olarak ayağa kalktı. Şiarını biliyoruz: Diktatörler gitsin, devlet kalsın, parlamenter sisteme geçilsin. Eski durumdan daha iyi bir durum. Ehveni şer durumu. Köleliğin “demokratik” biçimi. Kim ne derse desin, şu anda, dünyanın en ileri insanı, Arap insanıdır. Kaos uzayının en parlak galaksisine girdi o, devesiyle birlikte. Şiarıyla mı? Hayır. Hükümdarı tahtından yıkma cesaretiyle. Arap ayaklanması bize yepyeni teorik dersler vermedi, ama teorideki tıkanıklığın ayaklanmalarla açılacağını telkin etti. Yığınların şehirlerde, güçlü ordulara karşı aylarca direnebileceğini, yeni mevziler kazanabileceğini gösterdi.
İnsanın, insan ve mallar üzerindeki mülk duygusu, büyük bir beladır. İnsanı harekete geçiren, ilerleten, onu insana ve doğaya saldırtan muharrik güçlerin içinde en korkuncu bu duygudur. Bu duygu, insanın doğasındaki saldırganlık ve egemenlik güdüsünü, on kat artırmıştır. İnsan, barış ve özgürlük gibi en güzel kurtuluş duygularını bile kanla kazanmak, gerçekleştirmek zorunda kalıyor. Kanla gelen özgürlük güçleri, kanın yarattığı ortamı, güçlü bir iktidar veya diktatorya ile denetim altına alarak ilerlerken, kendi ideallerini iğdiş etmek zorunda kalıyor. Tüm bunlara rağmen tarih, insanın ilerlediğini, daha iyi bir yaşamı yakalama, yoğun ilişkiler içine girme, bütünleşme ve kollektif güvenliği önemseme arzusuna, yeteneğine sahip olduğunu gösteriyor.


   
Yazıyı sitende yayınla
Favori
Yazdır
E-mail olarak gönder

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2014 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >