Ana Menü
Anasayfa
Haberler
Basından Seçmeler
Çevre
Kültür / Sanat
İnternet Adresleri
Site içinde ara
Forum ys
Forum için burayı tıkla Forum için burayı tıkla
Adreslerimiz
yenisentez@gmail.com
Ziyaretciler
Bugün360
Dün468
Bu hafta1228
Bu ay360
Hepsi844237

(C) Fliesenstadt
Kullanıcı Menüsü
Özerk, demokratik yerel yönetimler PDF Yazdır e-Posta

Özerk, demokratik yerel yönetimler

 

 

İkbal Polat

9 Eylül 2009

ÖSH

 

Hükümetin önce Kürt Açılımı sonra Demokratik Açılım adı altında başlayan girişimi beraberinde üniter devlet tartışmasını da getirdi. Gerek Başbakan'ın gerekse de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ'un yaptığı konuşmalarla tartışmanın önü de kesilirken Beşir Atalay'ın konuşmasıyla son nokta konuldu. Hükümetin göndeminde anayasa değişikliği yoktu. Anlıyorduk ki Anayasa'nın değiştirilemez hükümleri de 12 Eylül'ün Anayasa'sı da aynen kalıyordu. İşin ilginci Abdullah Öcalan da üniter devlet yapısının içinde bir çözüm olabileceğinden bahsediyordu. Peki şimdi üniter devlet yapısını bozmadan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına dokunmadan  demokratikleşme nasıl sağlanacak? Üniter devlet türünü değiştirerek mi?

 

Şahin Alpay 29 Ağustos tarihli yazısında üniter devlet tipini üçe ayırıyor. "(1) Merkeziyetçi yapıda olanlar. Türkiye'nin belki en aşırı örneğini oluşturduğu bu kategoriye, yüzölçümü olarak küçük ve kültürel bakımdan yüksek derecede türdeş Portekiz, Yunanistan ve İrlanda da giriyor. (2) Ademi-merkeziyetçi yapıda olanlar. Yani yerel yönetimleri güçlü olduğu; eğitim, sağlık, polis gibi hizmetlerin belediyelere bırakıldığı üniter devletler. Kuzey Avrupa ülkeleri İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya bunlara örnek. Bir zamanların aşırı merkeziyetçi yapısıyla Türkiye'ye de model olan Fransa bile 1982'de her biri kendi meclisine sahip 26 bölgeye ayrıldı; en geniş yetkiler de farklı bir etnik yapısı olan Korsika'ya tanındı. (3) Devolüsyon yapanlar. Yani merkezî hükümetin bölgelere değişik ölçüde yetki devri yaptığı türden üniter devletler. Bunlara örnek İspanya ve Britanya." Şahin Alpay, yazısının sonunda da "TBMM'nin 2004'te kabul ettiği, eski cumhurbaşkanının meclise geri gönderdiği "Kamu Yönetimi Reformu Yasası" bu ihtiyacı ifade ediyordu. Bu kanun tasarısı ihtiyaca cevap verebilir mi?" diye soruyor. Benzer bir tartışma, Özgürlükçü Sol Hareket içinde de yürüttüldü. Hükümet demokratik açılımı Kamu Yönetimi Reform Kanunu ile çözebilir mi?  İhtiyaca cevap verebilir, çözebilir lakin bunun için de Anayasa değişikliği gerektirebilir. Eski Cumhurbaşkanı Sezer'in veto ettiği Kamu Yönetimi Reform Yasası, Anayasa'nın 127. maddesine aykırılık taşıdığı iddia edililerek iptali istenebilir. Nitekim diğer bir ilgili yasa olan İl Özel İdaresi Yasası Anayasa Mahkemesi'ne de gitmişti. Nedir bu Anayasa'nın 127. maddesi; Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir." denilmektedir.  Bir çok konuda olduğu gibi Yerel Yönetimlerin Özerkleştirilmesi ve Demokratikleştirilmesinde de Anayasal engel bulunuyor. Beşir Atalay'ın bir Anayasa değişikliği düşünmedikleri yönünde yaptıkları açıklama ile problem çözme çabamız devam ediyor. Anayasa'nın 2., 3., 4.,127. maddesi değişmeden özerkleşme ve demokratikleşme nasıl çözülecek? Anayasa'nın 90. maddesi belki yardıma koşabilir. Nasıl mı?

 

Anayasa'nın 90. maddesine 2004 yılında yapılan bir ekle "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde-
dir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.
" denilmektedir. Anayasaya aykırılık iddia edilemeyeck tek belge uluslararası anlaşmalar. Yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesi ve özerkleştirilmesi hususunda yapılan milletlerarası antlaşma Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartıdır. 1988 yılında hazırlanan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi, 8 Mayıs 1991 yılında TBMM'inde kabul ediliyor. Kabul edilirken de bazı maddelerine çekince konuluyor. Çekince konulan maddeler ise şöyle Yerel makamları doğrudan ilgilendirilen planlama ve karar süreçlerinde kendilerine danısılması (Madde 4, Paragraf 6), Yerel yönetimlerin iç örgütlenmelerin kendilerince belirlenmesi (Madde 6, Paragraf 1), Yerel olarak seçilmis kisilerin görevleriyle bağdasmayacak islev ve faaliyetlerinin kanun ve temel hukuk ilkelerine göre belirlenmesi (Madde 7, Paragraf 3), Vesayet denetimine ancak, vesayetle korunmak istenen yararlarla orantılı olması durumunda izin verilmesi (Madde 8, Paragraf 3), Yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında hizmet maliyetlerindeki artısların mümkün olduğunca hesaba katılması (Madde 9, Paragraf 4), Yeniden dağıtılacak mali kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda, yerel yönetimlere önceden danısılması (Madde 9, Paragraf 6), Yapılacak mali yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaması (Madde 9, Paragraf 7), Yerel yönetimlerin haklarını savunabilmeleri için uluslararası yerel yönetim birimleriyle isbirliği yapabilmeleri, uluslararası birliklere katılabilmeleri (Madde 10, Paragraf 2 ve 3), Yerel yönetimlerin iç hukukta kendilerine tanınmıs olan yetkileri serbestçe savunabilmek için yargı yoluna basvurabilmeleri (madde 11). Bu şartın onaylandığı 3723 sayılı kanunun "Madde 2- Avrupa Yerel Yönetimler Şartının 12 inci maddesinin 3 numaralı fıkrası gereğince bu şartın diğer maddelerinin veya fikralarının bilahare kabulünü beyana Bakanlar Kurulu yetkilidir." demektedir. Buna göre Bakanlar Kurulu kararıyla ilgili çekinceler ortadan kalkabilir. Çekinceli maddelerin ortadan kalkmasıyla özerk ve demokratik bir yerel yönetim anlayışının gelişmesine imkan sağlanabilir. Lakin sorun bitmez. Anayasa'nın 90. maddesine göre uluslararası anlaşmalara Anayasa'ya aykırılık iddiası getirilemez. Ama bu anlaşmaları refere alarak düzenlenen kanunların Anayasa'ya uygunluğu aranabilir. O zaman ne olur? Hukuki paradoks doğar. Bu iş tam bir paradoks değil mi zaten. Yerel yönetimlerin demokratikleşmesi ve özerkleştirilmesi kürt halkının demokratik özerklik talebini sağlayacağı gibi sadece kürt açılımı açısından düşünmemek gerekir. Yerel yönetimlerin merkezi idarenin vesayet altında olması sorununu Türkler de yaşıyor. Dolayısıyla Kürt ve Türk halkının kendi yerinden sorunlarını çözebileceği bir ortak iradeyi geliştirmek gerekiyor.

Marmara Bölgesinde yaşanan en son sel felaketi de bugünkü mevcut belediyelerin yerellerin sorunlarını çözemediğini açıkca gösteriyor. Böyle bir felaketi sadece iklimdeğişikliğine bağlamak esas sorunu manuple etmektir. Çarpık kentleşme ve yanlış imar planlarına bağlanan sorunun nedenleri iyi irdelenirse yerel yönetimlerle merkezi idarenin yetki kargaşası ile yerel yönetimlerin kapalı kapılar ardından karar alma sürecine endeksli bir yönetim krizinden kaynaklandığı görülecektir. Açıktır ki mevcut yerel yönetimler İstanbul'da İstanbulluların, Hakkari'de de Hakkarililerin gerçek ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Yapılması gereken bellidir, kapalı kapılar ardında kanun hazırlama geleneğini bitirip konunun tüm muhataplarının açık ve demokratik katılımının sağlanacağı bir diyalog sürecini örerek hukuki normları oluşturmaktır.

 
< Önceki   Sonraki >